Anti-Candida Diyeti

Antibiyotik ve steroid çağı, maya ve küflere özel bir fırsat yarattı. Bu her yerde rastlanan mikroorganizmalar vücudumuzda da her zaman var oldu. Ancak sağlıklı bir vücutta yararlı bakteriler tarafından kontrol edildikleri için zararlı değillerdi. Bu iyi bakteriler antibiyotiklerle ve diğer modern etkilerle zarar gördükçe microbiyotamızdaki denge bozuldu ve oranlar değişti, mayalarda kontrolden çıkarak zararsız komşulardan korkunç düşmanlara dönüştüler. Özellikle Candida adı verilen maya familyası, şimdiye kadar en çok dikkat çeken türdür.

 

Yaygın olarak bilinen pamukçuk hastalığına sebep olan geniş bir mantar ailesine mensuptur. Pamukçuk; Candida‘nın zararsız tek hücreli durumundan, işgalci, aktif duruma geçmesi ve hüf adı verilen uzun ipliklere dönüşüp köklerini dokulara salmasıyla ortaya çıkar. Bu tür bir büyüme sindirim sistemi veya iç organlarda da meydana gelebilir; alkol ve asetaldehid gibi bir çok çeşitli toksik maddeler ürer.

Eklem iltihabından sindirim hastalıklarına, ME (miyaljik beyin – omurilik yangısı), MS (Multiple Skleroz), Kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, nörolojik hastalıklar ve kansere (T. Simonchini, 2000) kadar neredeyse bütün kronik dejeneratif hastalıklardan, Candida aşırı büyümesi sorumlu tutulur. GAPS ( bağırsak psikoloji sendromu) hastaları da neredeyse istisnasız bir şekilde Candida türleri ve olasılıkla diğer mantar türlerinden etkilenirler.

 

Candida ve diğer mayalar şekerle beslendiği için Anti-Candida Diyeti bu patojenleri içeren bütün besin kaynaklarını kesmeyi amaçlıyor: şeker ve onu içeren her şey, fruktoz, maltoz, laktoz, akçaağaç şurubu ve bal dahil diğer şekerler. Basit şeker kaynağı olduğu için meyveler, bu listenin dışında tutuluyor. Candida aşırı büyümesi, diğer mantar ve küflere alerji oluşturabileceğinden, tüm mantarlar ve fermente besinlerde beslenmeden çıkarılıyor: Maya ve maya ile yapılan ürünler (ekmek,pastane ürünleri, vb.), kesik süt ürünleri, tüm peynirler, bütün fermente içecekler, sirke, malt, çay ve kahve, kurutulmuş meyveler ve meyve suları. Ancak geleneksel yaklaşımdaki protokolde tahıllar diyetten çıkarılmıyor. Maya içermedikleri sürece mısır, arpa, buğday, çavdar, darı, yulaf, pirinç ve bunlardan yapılan yiyecekler tüketilebiliyor. Patates, tatlı patates, yer elması gibi nişastalı sebzeler de geneneksel yaklaşımda diyetten dışlanmıyor. Ve işte Problem burada yatıyor… Haydi bir bakalım neden.

Candida, sindirim sisteminde asla yalnız değildir. Hastalığa yol açabilen 500 veya daha fazla mikropla birlikte yaşar. Bu patojenler ve toksinler; bağırsak astarına zarar vererek enterositlerin (bağırsakta sindirim ve emilim hücreleri), karbonhidratları özümseyecek kadar küçük moleküllere ayırma işini yapmasına engel olurlar.Sindirim sorunu olanlar için asıl problem burada başlar. Sonuç olarak tahıllarda ve nişastalı sebzelerde bulunan kompleks karbonhidratlar sindirilemez ve patojenik flora için besin kaynağı olur. Bağırsakta iyice sindirilmek yerine fermente olup çürürler ve toksin olurlar. Bu durum daha sonra bağırsak duvarı hasarına sebep olur ve bağışıklık sistemini zayıflatır.

O zaman, Anti-Candida Diyetlerinde tam olarak ne yenmemelidir?

Öncelikle, bu problemin kaynağını anlayabilmek ve çözüm üretebilmek için insan sindirim sistemimizde yiyecekleri nasıl özümsendiğine derinlemesine bir bakmamız gerekir.

Klinik Diyet ve Fitoterapi Uzmanı olarak benim profesyonel görüşüm, Candida diyetinde nişastaya yer yok yönündedir. Çünkü şekerin dışında tükettiğimiz karbonhidrat çeşitlerinin başında nişasta gelir. Tüm tahıllar, patates ve yer elması gibi bazı kök sebzeler nişasta yönünden çok zengindir. Nişasta yüzlerce monosakkaritin Yani tek şekerin birleşerek çok sayıda dalı uzun bir Kordon oluşturduğu büyük moleküllerden meydana gelir. Nişastanın ne kadarı sindirilirse sindirilsin ortaya çıkan molekül maltozdur. Maltoz bağırsakların emici yüzeylerindeki villuslar üzerinde bulunan enterosit hücreleri tarafından tek şekere (monosakkarid) dönüştürülmedikçe özümsenemeyecek bir çift şekerdir (disakkarid). Aşırı geçirgen bağırsak sendromu (Leaky Gut) yaşayan ve/veya anormal bağırsak florasına sahip kişilerde enterositler çift şekerleri bölemez ve maltoz, sindirilmemiş ve emilmemiş halde anormal mikroplara yem olur. Enterositlerin iyileşmesi ve anormal bağırsak florasını beslemeyi bırakması için Anti-Candida diyetinde nişastaya yer yoktur. Yani tahıl yok, tahıldan yapılmış herhangi bir yemek ve nişastalı sebzeler yok.

Klinik uygulamalar çift şekerlerin olmadığı ve nişastasız bir diyetle yeterince uzun bir zaman tanıdığında iyileşme şansı olduğunu gösteriyor. Bu iyileşme gerçekleştiğinde kişi olumsuz etkilerini yaşamadan tahıl ve nişastalı sebze tüketmeye devam edebilir.

Elbette doğada hiçbir zaman keskin sınırlar yoktur ve hiçbir şey siyah ya da beyaz kadar net değildir. Çoğu meyve özellikle de olgunlaşmamış olanları bir çift şeker olan sakkaroz (çay şekeri) içerir. Bu yüzden meyvenin olgununu yemek önemlidir. Çoğu sebze ve bazı meyveler bir miktar nişasta içerir. Yine de tahıllarla nişastalı sebzelerle ve çay şekeri ile kıyaslandığında meyve ve nişastasız sebzelerin içindeki sakkaroz ve nişasta oranı çok küçüktür.

Ağır GAPS bulguları söz konusu olmadığı sürece sindirim sorunları olan insanların çoğunda bağırsak astarı nişastasız sebzeler ve meyvelerdeki bu küçük miktarla baş edebilir.

Sonuç olarak hepimizin farklı olduğu gerçeğini de buna eklemek gerek. Her bireyin metabolizması ve şartları kendine özgüdür; farklı semptomlar ve besinler için kendine özgü ihtiyaçlarımız vardır. Bunun da ötesinde besinsel ihtiyaçlarımız; hastalıktan semptoma, günden geceye, kıştan yaza, stresli ve çok çalışmış halimizden rahat halimize sürekli değişir.Bu yüzden bir besinin kişisel uygunluğunu ve dozlarını ayarlamak hatasız bir bilim meselesi olmaktan çok bir sanattır.

1 comment

Reply to Mine Cancel Reply

Polat Tower Residence Fulya Mah. Yeşilçimen Sok. No:12 Daire:157 Şişli / İstanbul
error: İçerik Korunmaktadır!